Takvimler 27 Temmuz 2015’i gösteriyordu. Muş’un Malazgirt ilçesinde Garnizon Komutanı olan Binbaşı Arslan Kulaksız, çevresinde çok sevilen, halkla iç içe olan bir subaydı. O akşam, eşi Sıbel Hanım ve kızıyla birlikte sıradan bir akşam yemeğinden donüyorlardı.
Arslan Binbaşı, bir süredir tehditler alıyordu ama geri adım atmak fıtratında yoktu. Arabasına doğru yürürken aslında o gün, o anın bir veda olduğundan habersizdi.

Kahramanlığın Refleksi: “Yatın!”
Teröristler çapraz ateşe başladığında, Arslan Binbaşı’nın elinde silahı yoktu; ailesi yanındaydı. Bir askerin en zayıf anı, ailesinin yanında oldugu andır derler ama Arslan Binbaşı o anı en güçlü anına çevirdi.
• Silah sesleri yükseldiği anda, kendi canını bir saniye bile düşünmedi.
• “Yatın!” diye bağırarak eşinin ve kızının üzerine kapandı.
• Vücudunu onlara siper etti. Gelen kurşunlar ona isabet ederken, o hala ailesini koruma derdindeydi.
Bir Eşin Metaneti
Hastaneye kaldırıldığında durumu ağırdı. Eşi Sibel Hanım da kolundan yaralanmıştı. Ancak Sibel Hanım’ın o gece hastane koridorlarında kurduğu şu cümle, Türk milletinin neden egilmeyeceğinin kanıtı gibiydi:
“Eşim vatanı için yaşadı, vatanı için şehit oldu. Ben de bir
asker eşiyim, ağlayıp onları sevindirmeyeceğim!”
Arslan Binbaşı’nın sadece bir operasyonda değil, ailesini korurken vatanı koruduğu o refleksidir. O, mermilere göğsünü siper ederken aslında sadece eşini ve kızını değil, arkasında bıraktığı tüm Türkiye’yi koruduğuna inanıyordu.
Arslan Binbaşı şehit olduktan sonra, Malazgirt halkı onun için sokaklara döküldü. Bir askerin, görev yaptığı yerin halkı tarafından bu kadar sahiplenilmesi, onun sadece tüfegiyle degil, kalbiyle de orada olduğunun en büyük kanıtıydı.
Bu topraklar, “Vatan sağ olsun” diyebilenlerin omuzlarında yükseliyor. Arslan Binbaşı ve tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.
KAYNAK: digitalart










